ATIK SU ARITMA VE TARIMSAL SULAMADA RİSK: KOVİD 19 - Bilecik Birlik
SON DAKİKA

ATIK SU ARITMA VE TARIMSAL SULAMADA RİSK: KOVİD 19

Einstein’den bir söz ile başlayalım.”Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.”

Bu haber 30 Haziran 2020 - 11:19 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Einstein’den bir söz ile başlayalım.“Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.”

12 Nisan 2020 tarihli yazımda COVİD 19 salgınının, atıksu, kanalizasyon sistemleri ve atık su arıtma tesislerindeki riskler konusunu, ülkemizdeki ve dünyadaki araştırmalar ışığında, uzmanlığım konusunda uyarılarımı kaleme almıştım. Ardından Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü“KOVİD-19 (SARS-CoV-2) Virüsünün bulaşma riskinin kullanılmış suların yeniden kullanılması perspektifinden değerlendirmesi” konulu raporu yayımlandı. Ülkemiz de önemli görevlerde bulunmuş bir hocamız da yazılarında bu tehlikeye dikkat çekti.

Yazımızda dünyadan bilimsel araştırma örnekleri vererek atıksu da KOVİD-19 tehlikesine dikkat çekmiştim. Akabinde Tarım ve Orman Bakanlığı atık su arıtma tesisleri giriş ve çıkışlarında KOVİD-19 virüsü taraması yapılması için uzman öğretim üyesine araştırma görevi verdi ve bu araştırmanın sonuçları şu ana kadar kamuoyu ile paylaşılmadı.

44 yıl su projeleri, uygulamaları konusunda yurdumuzun, Dünyanın çeşitli bölgelerinde çalışmış, eğitimini sulama bölümünde yapmış, yüksek lisansını su konusunda yapmış, Türkiye’nin her akarsuyunun özelliğini bilen, kaynakları, geçtiği şehirler, ovalarını bilen bir mühendis olarak, bir tarımcı olarak yıllardan beri süre gelen yanlışlıklar dizisinin bize getirdiği duruma sessiz kalmak mümkün değildir.

 İnsanın var olduğu yerde mutlaka atık suda oluşmaktadır. Atık suyu üreten kuruluşlar, bu kirlenmeyi de gidermek zorundadırlar. Kentler de bu görev yasa ile Belediyelere verilmiş ancak bu konudaki finans sağlayan, yatırımcı kuruluşlar, Belediyeler namına atık su arıtma tesislerinin projelerini yapmış, onaylamış, tesislerin ihale ve kesin kabullerini yaparak tesisleri Belediyelere devretmiştir. Son yıllarda atık su arıtma tesisleri yapımı konusunda başka kamu kurumları dayetkilendirilmiştir. Bu kurumlar, Aktif Çamur sistemi diye adlandırılan, biyolojik arıtma tesisleri kurdurmakta, dünyada kabul gören diğer prosesleri, teknolojik gelişmeleri görmezden gelmektedir. Proses seçimlerinde, suyun karakteristiği, yatırım ekonomisi, alan, kolektör hattı ve enerji nakil hatları ihtiyacı, işletme giderleri mukayesesi dikkate alınmadan, işletenlerin yetenek ve eğitimi değerlendirilmedenatık su arıtma tesisleri kurmaktadırlar. Alternatif tesis önerilerine, hatta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan proses projelerine bile kredi verilmeyerek, Belediyelere aynı sistemin yapılması dayatılmaktadır. Burada mühendislik kriterleri ve serbest piyasa kurallarına uyulmaması da ayrı bir konudur.

Tarım ve Orman Bakanlığı raporu ve TÜİK istatistiklerine göre ülkemizde kentlerden yaşayan nüfusun % 90 ına yakını atık su arıtma hizmeti almış görünmektedir. 2000 m3/gün den büyük kapasiteli tesis sayısı 603 dür. Bu tesislerin yapımı için milyarlarca lira milli bütçeden karşılanarak ya da borçlanılarak ödenmiştir.

2017 yılında Türkiye-Avrupa Birliği işbirliğinin yaptığı uluslararası toplantıda da dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı hocamız “Kurulu arıtma tesislerinin % 95 i çeşitli nedenlerle doğru çalışmamaktadır.” Diye bir tespit yaptı.KOVİD-19 virüsünün atık suda rastlandığı, arıtma tesisi girişlerinde ve çıkışlarında belli oranlarda tespit edildiğini de araştırma ve makale yazılarında ifade etti.

TC Tarım ve Orman Bakanlığı raporunda atık su arıtma tesislerinin güncel hali şu şekilde özetlenmektedir.

“Türkiye’de Kurulu olan 603 AAT’den sadece 53’ünde dezenfeksiyon ünitesi bulunmaktadır. Çıkış suları fiilen sulamada kullanılan 221 AAT’nin ise sadece 42’sinde dezenfeksiyon ünitesi bulunmaktadır. Ancak tesislerden alınan bilgiler ve sahada yapılan çalışmalar neticesinde söz konusu 42 dezenfeksiyon ünitesinden sadece 13’ünün çalıştırıldığı tespit edilmiştir. Ayrıca tesis çıkışlarından alınan numunelerin analiz edilmesi neticesinde dezenfeksiyon ünitesi çalıştırılan 4 tesisin çıkış sularının da mikrobiyolojik olarak sulama suyu kalite kriterlerini sağlamadığı tespit edilmiştir (10).”

Atık su arıtma tesisleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Teknik Usuller Tebliğindeki kriterleri karşılayacak şekilde projelendirilmeli, kurulmalı ve işletilmelidir.Bu raporun ifade ettiği kadarı ile 603 tesisin sadece, 9 adet tesis yönetmeliklere uygun olarak çalışmaktadır. Toplam tesis sayısına oranı %1,4 tür. Yani kurulu tesislerden % 98,6 sı deşarjında gerekli şartları sağlayamamaktadır. Arıtma işlemini yapamamakta yani yok hükmündedir.

Sorulacak soru şudur; SU içeriği ile sürekli değişim halinde bir maddedir. Kullanılan prosesin çözüm olduğu yıllarda ki atık su karakteri ile bugünkü kirleticiler ve su karakterleri aynımıdır? Aynı teknolojiyi iklim, coğrafi farklılıklar, arazi varlığı değerlendirmesi yapmadan her yere uygulanması ne kadar doğrudur? Yeni teknolojileri uygulamadan kaçınmanın gerekçesi nedir?

Ülkenin milyarlarca lirası harcanarak kurulan bu tesisler, yıllarca denetimlerden, analizlerden geçerli not alırken, her şeyi çözüyor sorun yok denirken, tam ihtiyacın elzem olduğu anda neden başarısız kalmaktadır. Acaba geçmişte gizlenen problemler gün yüzüne mi çıkmıştır.

Atık sulardan sulama yapılmaması, sulamanın riskli olduğu belirtiliyor. Dezenfeksiyon zorunlu olmalı deniyor. Ama bakıyoruz ki 603 tesisten, 13 tanesinde dezenfeksiyonun çalıştığı, bunun da 4 ünde de çıkışta mikrobiyolojik değerlerin sulama suyu kriterine uygun olmadığı ortaya çıkıyor. Bu zamana kadar her şey iyi mükemmel derken, analizler manipülemi ediliyordu? Yıllarca mikrobiyolojik, virüslü kirli sularla tarım alanları sulandı, halk sağlığı umursanmadı mı? Bu tesislerde problem yok ise Tarım ve Orman Bakanlığı neden yağmurlama sulama, salma sulama yapılmasın demektedir. Problem var ise de bu tesislerin yapım ve işletim sorumlularına ne gibi yaptırımlar uygulanacaktır.

Yeni biten Arıtma Tesislerinden birisinin altında yer alan ovadaki sulama birliği sulama sezonu öncesinde, engel çıkmasın diye arıtma çıkışından numune alınarak KOVİD 19 testi yapılmasını istiyor ama ne bir yetkili nede analiz yapacak laboratuvar bulabiliyor.

Ülkemiz akarsularında, atıksu deşarjı olmayanı yoktur. Dolayısı ile bir alttaki ova, şehir üsttekilerin deşarj ettiği atık suları kullanmak zorundadır. Atıksu da risk nedeni ile sulama yapılmasın dediğimiz de sulu tarım alanlarımızın % 90 ında sulama yapılamaz hale getirirsiniz. Sulama, verimlilik ve belli ürünler için olmazsa olmazdır. Duyurular, yasaklar ile çiftçi sulama yapamaz ise; oluşacak zararın sorumlusu kim olacaktır. Tarım ürünü arzındaki düşümden dolayı ülkede kıtlık oluşur ise bunun sorumlusu kimler olacaktır.

 KOVİD 19 salgınını sonrasında dünya değişecektir, düşüncesi hâkimdir. Bu süreç göstermiştir ki hazırlıksız ülkeler ve kurumlar bedeli en acı şekilde ödemiştir. Ülkemiz süreci ekonomik, sosyal kayıplar olmasına karşın, doğru sağlık sistemi ve yatırımları ile en az hasarla atlatmaktadır. Ancak salgın etkisi uzun yıllar devam edeceğinden, artık her konuda bilimin ve tekniğin gösterdiği yolda, kişisel hesaplarla değil ülke menfaatleri düşünülerek işler yapılmalıdır. Su gibi kıymetli, ülkemiz için artık kıt olan kaynak için tesis ve yatırımlar yaparken bir değil birkaç sefer düşünüp planlamalarımızı ve uygulamalarımızı yapmamız elzemdir. Artık kurumsal sabitleşmiş bakış açıları değil bilimin, teknolojinin ışığında planlamalar, projeler ve uygulamalar yapılmalıdır. Aynı alışkanlıklarımızı sürdürerek farklı ve daha iyi sonuçlar beklemek sadece hayal olacaktır.

Kaynak:

www.ankarameclisihaberleri.com/

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.