ATIK SUDAKİ TEHLİKE: COVID19 - Bilecik Birlik
SON DAKİKA

mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir mp3 indir

ATIK SUDAKİ TEHLİKE: COVID19

Son aylarda Dünyanın gündemi;Covid19 virüs salgını. Bu virüs genel olarak hava yolu ile solunum vasıtası ile insana geçmekte ve 5-30 gün olarak tahmin edilen kuluçka süresi içerisinde de hastalığa yol açmaktadır. Yani kısaca yaşadığımız atmosfer ve insan bulaşma vasıtası olarak kabul ediliyor.

Bu haber 15 Nisan 2020 - 11:16 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Son aylarda Dünyanın gündemi;Covid19 virüs salgını. Bu virüs genel olarak hava yolu ile solunum vasıtası ile insana geçmekte ve 5-30 gün olarak tahmin edilen kuluçka süresi içerisinde de hastalığa yol açmaktadır. Yani kısaca yaşadığımız atmosfer ve insan bulaşma vasıtası olarak kabul ediliyor.

Bu salgının yayılması, gelişimi ve izlenmesinde ikinci bir kaynak olarak, kanalizasyon sistemleri ve atık su arıtma tesisleri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. İnsanların vücutlarında konaklayan, onları hasta eden virüs, dışkı ve diğer yollarla lavabolara, tuvaletlere boşaltılmakta, virüse maruz kalan giysiler yıkandıktan sonra suları yine kanalizasyona boşaltılmaktadır. Bu şekilde binlerce enfekte insandan kaynaklanan atık sular kolektörler de toplanmakta, atık su arıtma tesisi var ise bu tesislere, yok ise direkt alıcı ortama yani çaylara, nehirlere akmaktadır. Ülkemizde atık suların arıtılarak ya da arıtılmadan deşarj edildiği akarsular, akış aşağıdaki yerleşimler için su kaynağı, tarım alanları için ise sulama suyu kaynağı durumundadır.

Her geçen gün test sayısı artıyor, vaka sayısı artıyor, dışarıda ki korunma tedbirleri, sosyal mesafe yasakları konuluyor. Peki ya hasta insanlardan kanalizasyona, oradan şehrin alt yapısına yayılacak, artıma tesislerinin yetersizliği nedeni ile akarsularımıza yayılacak Covid19virüs riski, bunu göz ardı ediyoruz. Ülkemizde Devlet, Kurumlar, Üniversiteler neden bu konuya eğilmiyorlar anlamak mümkün değil. Vaka ve ölüm sayısının artmasını mı bekliyoruz. Bu sorun sokağa çıkma yasağı ile de çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkacaktır.

Hollanda da Kaatsheuvel’deki atık su arıtma tesisinden 18 Mart 2020 tarihinde alınan atık su örneklerinde Covid19’a neden olan virüsün genetik materyali bulunmuştur. Bilindiği kadarıyla Hollanda‘daki bu çalışma, atık suda SARS-CoV-2 tespit edilen ilk rapordur. Bu tespiti takiben Çin, ABD, İsrail, Mısır ve Avrupa da birçok ülkede bu testler yapılmış ve yüksek oranda Covid19 virüsü tespit edilmiştir. Birçok ülkede hem hastalığın bölgesel takibi hem de olası etkileri için kanalizasyon sistemlerindeki araştırmalarını yoğun bir şekilde sürdürmektedir.

Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü (RIVM) enfekte hastaların dışkılarından salgılanan Covid19 virüsünün kanalizasyon şebekesine karıştığını belirlemesinden sonra evsel atık suların bulunduğu ortam havasındaki aerosoller, buharlar ve damlacıklardan uzak durulmasını söylemiştir.

Arizona Üniversitesi’ndeki araştırmacılar ve Biobot adında bir MIT girişimi de dâhil olmak üzere birçok tıbbi organizasyon, ABD’deki kasaba ve şehirlerdeki kanalizasyon şebekesinde Covid19 virüs testi için örnekler toplamaya başladılar.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün(*) kaleme aldığı yazısında da belirtildiği üzere, atıksu kolektör hatlarında ve atıksu arıtma tesislerinde,Covid19 virüsünün bulunduğu, bu sebeple,kanalizasyon hatları, terfi merkezleri ve arıtma tesislerinin etrafında bulunanların(tesis çalışanları ve denetim hizmeti görevlilerinin) uyması gereken tedbirleri de AB direktifleri çerçevesinde yazısına aktarmıştır.

Gözden kaçan diğer bir noktada Hastane atık sularıdır. Yoğun virüs kirliği ile ciddi risk oluşturmaktadır. Bu tesislerin çıkışında da atık su arıtma tesislerinin olmaması ve kanalizasyona direkt bağlanması da Covid19 ve diğer virüslerin yayılması konusunda büyük risk taşımaktadır.

Yıllardan beri alt yapı, arıtma tesisleri konusunda otoriteleri, Üniversiteleri uyarmaktayız. Kanalizasyon sistemleri, atık su arıtma tesisleri, sıradan inşaat faaliyetleri olarak görülmekte, çıkışında sadece birkaç parametre analiz edilmekte, görülmesi gerekenler konusunda yeterli risk analizi ve arge çalışmaları ise hiç yapılmamaktadır. Yaz ayları geliyor, buharlaşmanın artması ile rögarlarda çökelmeler artacaktır. Arıtma tesislerine daha yoğun kirlilik gelecek, virüsleri arıtmayan, etkisizleştirmeyen atmosfere açık tesisler, bakterilerden 10000 kat daha küçük olan Covid19 virüsünü havaya uçurmayacaklar mıdır?

Dünya da özellikle ülkemizde, belirli kamu kurumları ve gruplarca yapıla gelen ve hali hazırda işletmede olan atık su arıtma tesisleri “uzun havalandırma aktif çamur sistemi” ile inşaa edilmiştir. Bu tesisler atık suyu 24-36 saat bekletme esasına göre tasarımı yapılan atmosfere açık tesislerdir. Prosesleri, üretilen bakteriler ile suyun içinde çözünmüş kirliliği bertaraf etmektir. Ancak atık suyun içinde bulunan bakteri ve virüslerin ölmesi ya da etkisiz hale gelmesi yönünde bir etkisi bulunmamaktadır(bkz. Prof. Dr. Cumali KINACI (**) twitter hesabı). Bu tesislerin içindeki bakterilerin yaşaması için havuz tabanından difüzörlerle hava verilmekte ya da yüzeysel pervanelerle suya hareket sağlanmaktadır. Suyun içinden geçen havanın büyük kısmı da atık suyun içerdiği gazlarla birlikte atmosfere yayılmaktadır. Rüzgar vasıtasıyla oldukça geniş alanlara yayılan söz konusu gazları, insanlar bunu sadece koku olarak algılamaktadır. Oysaki, sadece koku olarak algılanan gazların içerisinde, yukarıda izah edildiği şekilde atık su arıtma tesisine gelen Covid19 da dahil olmak üzere, birçok virüsün bulunma riski vardır.

Covid19 sudan değil, atık su arıtma tesisinde havaya karışan muhtemel virüslü aerosollerin, buharların ve damlacıkların solunması ve teması yoluyla bulaşabilir. Bu tesislerde çalışan personel koruyucu önlemler ile kendilerini koruma altına alsa dahi, tesis çevresinde bulunan yerleşim yerlerindeki kişilerin de ciddi risk altında olduğu göz ardı edilememelidir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk:“damlacık ve aerosol üreten bazı prosesler yavaşlatılmalı mümkün değilse kapatılmalı” tavsiyesinde bulunmaktadır. Ancak bu yavaşlatma tesisteki bakterilerin ölümüne sebebiyet verebileceğinden ve arıtma prosesi çökeceğinden arıtma işlevinde ciddi bir zafiyet yaratacaktır.

Nitekim, 3 Nisan 2020 tarihinde ABD de Batı Virginia Elkins şehrinde RİVERBEND PARK adlı rekreasyon alanı, yakınında bulunan atık su arıtma tesis nedeni ile kapatılmıştır. Yetkililer “COVID-19 topluluğa yayıldıkça atıksu arıtma tesisimizde de ortaya çıkacağını biliyoruz”,  “insanların atık suyun oksidasyon hendeğindeki rotorlar tarafından karıştırıldığı yere yakın yürümesini veya egzersiz yapmasını istemiyoruz” diye açıklama getirmiştir.

Atık su çamurlarında şu ana kadar bir tespit yapılmamış olmasında karşın ilerleyen dönemde çamurlarda da yoğun olarak bulunabileceği öngörülmektedir.

AB tarafından hazırlanan bir raporda da bahsedildiği üzere, yapılan laboratuvar testleri klora tabii tutulmamış musluk suyunda 10 güne, tam dezenfekte edilmemiş atık su da 100 güne kadar hayatta kaldığını göstermiştir. Koronavirüsler atık suda uzun süre bulaşıcı kalabilirler ve pastörize çökmüş kanalizasyon, kontamine su aerosoller üretir ise insanların maruz kalması için potansiyel oluşur.

Arıtılmamış ya da tam anlamıyla arıtılmamış atık su, yağmurlama, mikro püskürtme ile sulama için kullanılır ise aerosoller ile yine bulaşıcı olacaktır.

Bu sebeple, arıtılmamış veya arıtılmış olsa dahi dezenfekte edilmemiş atık suların havaya aerosol yayacak şekilde yağmurlama sulama ile tarımsal alanda kullanılmasına kesinlikle izin verilmemelidir.

Yıllarca arıtmada ki yeni teknolojileri görmezden gelerek yapılan alt yapı ve arıtma tesislerinin ülkemizde ve dünyada yarattığı vahim tablo bu şekilde iken hala hata da ısrar etmenin manası anlaşılamamaktadır. Burada açıkça kastedilen virüslerin bertarafını yapmayan tesisler sadece sonlarındaki küçük dezenfeksiyon ünitelerine kaderlerini teslim ediyor. Burada da genelde kullanılan klor dezenfeksiyonu artık Dünya Sağlık örgütü, AB, EPA direktifleri ile uygun bulunmayan bir yöntem olmaktadır.

Doğaya, atmosfere açık atık su arıtma tesisi teknolojisi yerine, halihazırda dünyada yeni teknoloji olarak kullanılan ve atmosfere kapalı bir sistem olan elektro oksidasyonprosesi ile çalışan Elektroflokülasyon prosesi, elektromanyetik alan içerisinden atık suyu geçirerek arıtma yapan bir teknolojidir. Elektro manyetik alanlar vasıtası ile dezenfeksiyon gıda endüstrisinde, hava temizleme de, su arıtımda yaygın olarak kullanılmaktadır. Proses yarattığı kuvvetli manyetik alan ve elektrik yüklü iyon hareketliliği ile virüslerin ve bakterilerin kapalı alan içerisinde etkisiz hale gelmesini sağlamaktadır.

Netice olarak, kapalı devre çalışan bir sistem olması sebebiyle atmosfere karışan aerosoller olmadığı için herhangi bir virüs ya da koku molekülünün atmosfere karışması da mümkün olmayıp, çalışanlarının ve tesis çevresindeki yerleşim yerlerinin herhangi bir virüs tehlikesine maruz kalmaları da ihtimal dahilinde değildir.

Sonuç olarak;Atık sularımızdaki tehlike gerçekten çok ciddi boyutlardadır. Kentsel nüfusun % 60 nın yaşadığı Büyükşehirlerin alt yapı ve arıtma tesislerindeki riski araştırmaları ve buna göre tedbirlerini almaları çok önemlidir. Bugün sadece bizi değil, gelecek nesillerin de  sağlığını tehdit edici nitelikte bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu kabul etmeliyiz. Konunun önemini artık kavrayarak meseleyi teknik ve alt yapı politikası yönünde değerlendirip, acilen gerekli inceleme ve testlerin yapılması, sonuçların ışığında çözüm odaklı eylem planlarının devreye sokulması ve Devletin merkezi kurumları, Belediyeleri ile acil eylem planlarını devreye alması gerekmektedir. Aksi halde gelecek için geç kalınmış olunacaktır.

(*) Pof. Dr. Mustafa Öztürk (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı (2014-2018)

(**) Prof Dr. Cumali Kınacı (Çevre Yönetimi Gn. Md.(2010-2011), Su Yönetimi Gn. Md. (2011-2017), ASKİ Gn. Md. (2017-2020)

Kaynak: http://www.ankarameclisihaberleri.com/

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.