9 Nisan 2020

Bilecik Birlik

Gücü adında

BAK ŞU ” ENGELLİ SEYAHAT KARTI” SAHİPLERİNE

Aracım olmadığı için şehir içinde ve ilçelerde ki haber, program ve ziyaretlerde toplu taşıma araçlarını kullanıyorum. Şehir içinde toplu taşıma kullanıyorsan, duyduğun sohbetler kulağına gelen misafirler kadar özeldir. Ağızlar matbaa makinesi gibi üretince sende ses kaydedicinin düğmesine basıp dikkat kesilirsin izlediğin filmin en heyecanlı karesine. 

Aracım olmadığı için şehir içinde ve ilçelerde ki haber, program ve ziyaretlerde toplu taşıma araçlarını kullanıyorum.

Şehir içinde toplu taşıma kullanıyorsan, duyduğun sohbetler kulağına gelen misafirler kadar özeldir. Ağızlar matbaa makinesi gibi üretince sende ses kaydedicinin düğmesine basıp dikkat kesilirsin izlediğin filmin en heyecanlı karesine.

Günlerden bir gündü.

Ben yine bir toplu taşıma aracında haber için koşturduğum zamanlardan birindeydim.

Camdan akan trafiğe dalmışken duyduklarım zinciri kopan kolyeden dökülen boncuklar kadar ani oldu.

Arka arkaya ücretini uzatan vatandaşlar sayesinde sanki hipnozun etkisinden çıkmış gerçek dünyaya adım atmıştım. Bu etki minibüsün engelli kartını uzatan bir vatandaşımızın şoför tarafından sorguya çekilmesiyle daha da arttı.

Şoförün, istihbarat birimlerinin sorgu tekniği gibi tavrı sonrasında engelli vatandaşımızın yüzündeki ifade mahcubiyetini yansıtıyordu.

Engelli vatandaşlarımıza devlet tarafından verilen “ücretsiz seyahat hakkını” sorgulamak kimsenin haddine değildir.

Engelli vatandaşımız 3 durak sonra indiğinde şoförün yanına giderek yaptığı davranışın doğru olmadığını belirttim.

Gel zaman git zaman terk edilmiş sevgili ruhuna bürünüp yaşadıklarını hazmetmeye çalışan şoför en sonunda başladı heyheyleri ile konuşmaya. Anlattıklarına bakılırsa meğer toplu taşıma araçları engelli vatandaşların makam aracı haline gelmiş.

Hatta ve hatta bakkala, komşuya, pazara ve neredeyse tuvalete giderken otobüs kullanan vatandaşların ücretsiz biniş bağımlılığı sosyal medyayı da sollar hale gelmiş.

Aynı güzergahta şehir turuna çıkanlar bile varmış. Tüm bunlar olurken emekçi şoförler ise aylardır ettikleri zararın zirvesine ulaşmış.

Bu mışmışlar’a verilecek daha onlarca örnek vardır ancak sözü uzatmak kot üzerine giyilen etek kadar gereksiz geliyor bana.

O nedenle sözü uzatmadan malum konumuza gireceğim.

Kulağıma gelen misafirlerle başlayan şehir efsanesi buraya kadardı.

Umarız mesajımız gerekli yerlere ulaşır, umarız şehir içi toplu ulaşımda adeta “devlet krizi” haline gelen sorunlar bir an önce su gibi akıp gider, bize de mutlu olmak düşer…